Seyahatte Dil Sorunu Çözmek
İlk kez tek başıma yurtdışına çıktığımda İngilizcem "where is the bus station" seviyesindeydi. Havalimanında görevliye üç kez soru sordum, üç kez de anlamadım. O gece hostelin ranzasında oturup "ben bunu nasıl yapacağım" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aradan geçen yıllarda dili kırık dökük konuştuğum onlarca ülkede yolumu buldum ve şunu öğrendim: dil bilmek işi kolaylaştırır, ama iletişim kurmanın dille pek de ilgisi yok. Aşağıda kendi denemelerimden, hatalarımdan ve zamanla geliştirdiğim küçük taktiklerden derlediklerimi anlatacağım.
Yola Çıkmadan Önce Hazırlanmak
Dil sorununun büyük kısmı aslında yolculuk başlamadan çözülüyor. Uçakta ya da otobüste panikleyerek çeviri uygulaması indirmek yerine, evde bir akşamımı ayırdığımda seyahatin geri kalanı belirgin şekilde rahatlıyor.
Elli kelimelik kişisel sözlük
Gramer öğrenmeye çalışmayı bıraktım. Bunun yerine her ülkeye gitmeden önce telefonumun notlarına o ülkenin dilinde otuz-elli kelime yazıyorum: merhaba, teşekkürler, ne kadar, çok pahalı, su, tuvalet nerede, bunda et var mı, yardım edin, anlamıyorum, yavaş konuşabilir misiniz. Bunları öğrenmek bir akşamı bile almıyor ama karşı taraftaki insanın yüzündeki ifadeyi tamamen değiştiriyor. Gürcistan'da "gmadlobt" (teşekkürler) dediğimde pazarcının bana bir dilim peynir uzatmasını hiç unutmam.
Bu listeyi yazarken kendi ihtiyaçlarımı düşünüyorum. Beslenme konusunda hassasiyeti olan biri için "glutensiz" ya da "şekersiz" kelimeleri hayat kurtarıcı olabiliyor; seyahat sırasında ne yiyip ne içeceğini planlayan biri bu detayı atlamamalı.
Seyahatte İngilizce becerisi ne kadar gerekli?
Dürüst olayım: seyahatte İngilizce becerisi sandığınız kadar kritik değil, ama olması işleri hızlandırıyor. Burada kastettiğim akıcı konuşmak değil; kısa, basit ve doğru kalıpları rahatça kullanabilmek. "I need a ticket to Split, tomorrow morning" cümlesi gramer açısından kusurlu olsa bile dünyanın her yerinde anlaşılır. Ben yıllarca sekiz-on kalıpla idare ettim:
- Do you speak English? — kapıyı açan soru
- How much is this? / Too expensive.
- Can you write it down, please? — sayıları ve durak adlarını yazdırmak için
- I want to go here (haritayı göstererek)
- Is this seat free? / Which platform?
- Sorry, I don't understand. Slowly, please.
Bunları evde yüksek sesle tekrar edip telaffuzuna alışmak, aksanınızdan utanmanızı da azaltıyor. Kimse sizden mükemmel İngilizce beklemiyor; karşınızdaki kişinin de anadili çoğu zaman İngilizce değil.
Telefonu offline hazırlamak
Çeviri uygulamalarının dil paketlerini gitmeden önce indiriyorum, çünkü ihtiyaç duyduğum an genelde internetin olmadığı bir tren istasyonu oluyor. Harita uygulamasında da şehrin çevrimdışı haritasını, konakladığım yerin adını yerel dilde yazılmış haliyle kaydediyorum. Uygun fiyatlı konaklama seçeneklerinde adresler bazen sadece yerel alfabeyle yazılır; taksi şoförüne ekranı göstermek en pratik çözüm.
Sahada İletişim: Kelime Bitince Ne Yapıyorum
Hazırlık bir yere kadar. Gerçek an, karşınızdaki insanın hiç İngilizce bilmediğini fark ettiğiniz an. Ben o anlarda paniklemeyi bıraktığımdan beri çok daha az sorun yaşıyorum.
Beden dili, kağıt ve fotoğraf
Çantamda her zaman küçük bir defter ve kalem taşırım. Sayılar evrenseldir: fiyat pazarlığını rakam yazarak yapmak, konuşmaktan hızlıdır. Saatleri de aynı şekilde yazıyorum. Yerel ulaşımda otobüs numarasını, durak adını kağıda yazıp göstermek en çok işime yarayan yöntem oldu.
İkinci taktiğim fotoğraf arşivi: yemek fotoğrafları, pasaportumun fotoğrafı, kaldığım yerin tabelası, kullandığım ilacın kutusu. Eczanede kelimeyi bilemediğim için kutunun fotoğrafını gösterdim ve iki dakikada çözüldü.
Doğru insana sormak
Zamanla şunu fark ettim: sokakta rastgele birine sormak yerine kimi seçtiğim daha önemli. Genç insanlar, otel resepsiyonundaki çalışanlar, kafe garsonları, üniversite çevresindekiler ve turistik bölgelerdeki dükkân sahipleri genellikle temel İngilizce biliyor. Yaşlı bir esnafa uzun bir soru sormak yerine, yanındaki gence dönmek ikimizi de zor durumdan kurtarıyor. Bir de kapalı uçlu soru sormayı öğrendim: "Bu otobüs merkeze gidiyor mu?" diye sorup baş hareketini beklemek, "Merkeze nasıl giderim?" diye sormaktan çok daha verimli. Açık uçlu soru, anlamadığım uzun bir cevap demek.
Yanlış anlaşılmayı erken yakalamak
En pahalı hatalarım, anlamadığım halde anlamış gibi kafa sallamaktan çıktı. Yanlış otobüse bindim, iki kat fiyat ödedim, rezervasyonumu kaybettim. Artık bir kural uyguluyorum: anladığımı sandığım şeyi kendi kelimelerimle geri söylüyorum. "So, bus 42, this stop, 15 minutes?" Karşı taraf onaylıyorsa yolumuza devam ediyoruz. Ayrıca para ve zaman içeren her konuşmayı kağıda ya da telefona yazdırıyorum — bu, güvenlik açısından da işe yarayan bir alışkanlık, çünkü sonradan çıkan tartışmaların önünü kesiyor.
Dil bilmemek beni yolda tutan bir engel olmadı; sadece daha dikkatli, daha sabırlı ve daha mütevazı bir gezgin olmamı sağladı. Kültür şokunu hafifleten şeyin de bu olduğunu düşünüyorum: anlamadığınızı kabul edip gülümsemek. İlk solo seyahatine hazırlanıyorsanız, kusursuz cümleler kurmayı beklemeyin. Kırık dökük konuşup yolunuzu bulduğunuz her gün, kendinize duyduğunu