Seyahat Sırasında Beslenme
Bangkok'ta bir sokak tezgâhının önünde, elimde plastik tabak, midemin guruldamasıyla "acaba yesem mi?" tereddüdü arasında sıkışmış hâlde geçirdiğim o beş dakikayı hiç unutmuyorum. O gün yedim ve hiçbir şey olmadı. Ama iki hafta sonra, çok daha "temiz" görünen klimalı bir kafede yediğim salata beni iki gün odaya kilitledi. Yolda yıllar içinde öğrendiğim en büyük ders şu: sağlıklı kalmak, temiz görünmekle değil, doğru okumakla ilgili.
Kendi başına seyahat edenin en kolay ihmal ettiği şey beslenme. Bilet fiyatını saatlerce araştırırız, konaklama seçeneklerini karşılaştırırız, sırt çantasının litresini hesaplarız; ama günde üç öğün ne yiyeceğimizi şansa bırakırız. Oysa yolculukta sağlıklı beslenme, enerjinin, uyku kalitenin ve moralinin doğrudan belirleyicisi. Aç ve şekerden şişmiş bir bedenle ne yürüyüş keyfi olur ne de kültür şoku sindirmeye takat kalır.
Yolda Bedenini Ayakta Tutan Beslenme Stratejisi
Ben eskiden "gezerken kalori yakıyorum, ne yesem yeter" diye düşünüyordum. Yanlıştı. Yolda yürüdüğümüz mesafe artıyor ama yediğimiz şeyin kalitesi genelde düşüyor: kahvaltı otel büfesinden alınan iki dilim beyaz ekmek, öğlen bir simit, akşam bira ve cips. Üç günde bir tükenmişlik geliyor.
Sabahı Sağlam Kur, Gün Kendini Toplar
Günün tek kontrol edebildiğin öğünü kahvaltı. Ben artık nerede kalırsam kalayım sabahı protein ve yağ üzerine kuruyorum: yumurta, yoğurt, peynir, fıstık ezmesi, yanına bir meyve. Sadece hamur işi ve reçelle çıktığım günlerde saat 11'de kan şekerim dibe vuruyor ve en yakın market atıştırmalığına saldırıyorum. Hosteldeyseniz ortak mutfakta iki yumurta haşlamak beş dakika sürüyor ve bir sabah kahvesinden ucuza geliyor. Bu, bütçeli seyahat planlamasıyla da örtüşüyor: sağlam bir kahvaltı, gün içindeki pahalı ve kalitesiz atıştırmaları kendiliğinden azaltıyor.
Çantada Her Zaman Duran Üç Şey
Yıllarca deneyip damıttığım acil durum seti şu:
- Bir tutam kuruyemiş: Badem ya da fındık. Bozulmuyor, ezilmiyor, iki saat tokluk veriyor. Gecikmiş otobüslerde hayat kurtarıyor.
- Kuru meyve veya bir kaşık bal: Uzun yürüyüşlerde hızlı enerji için.
- Yulaf ezmesi ya da instant çorba: Sıcak su bulunan her yerde öğün oluyor. Uzak bir dağ köyünde tek yiyecek seçeneğim buydu ve minnettarım.
Buna bir de katlanabilir su matarası ekliyorum. Susuzluk, yolda açlıkla en çok karıştırdığımız şey. Sıcak bir şehirde "sürekli açım" dediğim günlerin çoğunda aslında suyum eksikti.
Sebze Açığını Kapatma Numaraları
Restoran menülerinde sebze genellikle en zayıf halka. Ben bu açığı pazarlardan kapatıyorum. Vardığım şehirde ilk gün semt pazarını buluyorum; domates, salatalık, muz, yerel bir meyve alıyorum. Hem yerel ulaşımı deneme bahanesi oluyor hem çantam bir günlük vitaminle doluyor. Kabuğu soyulabilen ürünler her yerde daha güvenli; ben yıkama şüphesi olan yerlerde soyulabilecek şeyi tercih ediyorum. Bir de küçük bir şişe zeytinyağı ve tuz taşımak, pazardan aldığın malzemeyi anında öğüne çeviriyor.
Sokak Yemeğini Korkmadan, Ama Aklını Kullanarak Yemek
Sokak yemeğinden kaçınmak bence bir seyahati yarım bırakmak. Bir ülkeyi gerçekten anladığım anlar, hep plastik tabure üzerinde geçti. Ama bunun bir okuma yöntemi var.
Tezgâh Seçerken Baktığım Dört Şey
- Kuyruk yerel mi? Yerlilerin sıraya girdiği tezgâh, malzeme devir hızı yüksek demek. Bekleyen yemek, bekleyen risk.
- Yemek gözümün önünde mi pişiyor? Yüksek ateş, kızgın yağ, cızırdayan tava iyi işaret. Tepside soğumuş, üzeri örtülmemiş yemekler kötü.
- Para ve yemek aynı elden mi geçiyor? Kalabalık tezgâhlarda genelde biri para alır, biri yemeğe dokunur. Bu ayrım varsa gönlüm rahat ediyor.
- Etraf nasıl? Tezgâhın kendisi eski olabilir, önemli değil; ama çöp, sinek yoğunluğu ve bulaşık suyu hikâyeyi anlatır.
Yeni Bir Ülkede İlk 48 Saat Kuralım
Yeni bir mutfağa geçtiğimde midemi bir anda uçlara savurmuyorum. İlk iki gün pişmiş, sade, baharatı ölçülü şeyler yiyorum. Sonra kademeli açılıyorum. Aynı şekilde ilk günlerde çiğ sebze, sokakta kesilmiş meyve tabakları, buz, süt ürünleri ve musluk suyunu temkinli karşılıyorum; buz genelde herkesin gözden kaçırdığı ayrıntı. Suyu içmediğim bir yerde buzunu da içmiyorum, dişlerimi de şişe suyuyla fırçalıyorum. Bu ufak disiplin bana pek çok gece kazandırdı.
Yine de Bozulursa Ne Yapıyorum
Olacak, olacaksa olacak. Benim rutinim: yemeği kesip sıvı ve elektrolite geçmek. Eczaneden ağızdan alınan sıvı desteği (oral rehidrasyon tozu) almak, mideyi pirinç lapası, haşlanmış patates, muz, tuzlu kraker gibi sade şeylerle yavaş uyandırmak. İshal kesici ilaçları hemen kullanmaktan kaçınıyorum; uzun bir otobüs yolculuğu gibi mecburiyet yoksa bedenin işini yapmasına izin veriyorum. Ateş, kan, şiddetli karın ağrısı veya 48 saatten uzun süren tablo varsa doktor arıyorum — ve tam bu yüzden seyahat sigortası poliç